Böyle bir merkez bankası hesabı nasıl olacak?

Tüm dünya faiz oranlarını yükseltirken, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası yine faiz oranlarını düşürdü.

Düşük faiz oranlarıyla ilgili bir sorunum yok, bu indirimler aslında faiz oranlarını düşürmüyor.

Tam tersine reel faiz oranlarını yükseltir ve hem ülkeyi soyanlara hem de ona yatırım yapanlara destek olur.

Merkez Bankası faiz oranlarını yüzde 12’ye indirdiği için ne sanayicinin kullandığı kredilerin faizi ne de vatandaşın kullandığı kredilerin faizi.

Gerçek kredi faiz oranları şu anda yüzde 25 ile yüzde 65 arasında değişmektedir.

Daha da kötüsü, bankalar da sanayicilere kredi açma konusunda çok isteksizler.

Hadi ama bu olmuyor.

Diyelim ki en çok kredi kullanan binanın faizi düşüyor, devlet soyulmuyor.

Hayır öyle bir şey olmaz, devletin borçlanma faizi de düşmüyor.

Aksine artıyor.

Geçen yıl Eylül ayında hükümetin borcuna ödediği faiz oranı yüzde 17,7 idi.

Daha sonra “ekonomiyi biliyorum” tanıtıldı.

Faiz indirimleri talimatıyla başladı.

Hükümetin bugünkü borçlanma faiz oranını ne tahmin edersiniz?

Yüzde 24,8 idi.

2021’de yüzde 60 civarında olan devletin faiz yükü ise anaparaya göre yüzde 117’ye çıkarak Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı.

Başka ne oldu!

8 lira civarında seyreden dolar kuru 18 lirayı aştı ve son indirimle 19 liraya doğru gitmeye başladı.

Bu faiz indirimleri akaryakıt 8 lira, 25 lira, domates 4 lira 15 lira, soğan 3 lira 12 lira, ekmek 2 lira 5 lira, cep telefonu 12 bin lira 45 bin lira, ahır kirası 5 lira. sadece özel okulların fiyatlarını 200 bin TL’ye çıkarmakla kalmadı.

Para korumalı mevduat denilen gizli faizi ortaya çıkardı.

Hazineden, yani sen, ben ve hepimizden parasını para korumalı hesaba yatıranlara yani yüklü miktarda parası olanlara ve yüzde 60’ı aşan faizleri olanlara milyarlarca transfer yapılmasına neden oldu. .

Merkez Bankası’nın son faiz indirimiyle birlikte TL’nin değer kaybetmesi ve döviz fiyatlarının yükselmesiyle birlikte korumalı mevduat sahibi zenginlere ödenecek para miktarı da arttı.

Döviz kurundaki her artış, 1 trilyon liraya ulaşan bu mevduat türüne ödenecek gizli faizi de artırıyor.

Son faiz indirimi 1 trilyon TL ile 0,5 TL kurundaki artışı ben çarpmayacağım, siz çarpın.

Hazineye verilen zararı bulun.

Oranı düşük tutmak için sürekli tükenen dolarları ekleyin.

Hasarı tanımlayın.

Yani söyleyeceğim şu ki, bir Merkez Bankası bir ülkeye ancak bu kadar zarar verebilir.

Normal bir ülkede, böyle bir Merkez Bankasının tüm yöneticileri ve yönetim kurulu üyeleri bir günde görevden alınır.

Hatta yargılanıyorlar.

Amacımızın bu olmadığını söyleyebilirler.

Ama önemli olan amaç değil sonuçtur.

Çok tartışılan bir kurumun başkanıysanız, tüm gözler üzerinizdeyken yapmanız gereken tek bir şey var.

Her zamankinden daha dikkatli, daha terbiyeli, hukuka ve ahlak kurallarına daha saygılı olmanız gerekiyor.

Ama nerede…

Küstahlık gittiğinde ve kontrol ve hesap verebilirlik gibi kavramlar çoktan unutulduğunda böyle bir şey yok.

Boğaziçi Üniversitesi de ülkedeki bu “terbiyesizlik” meselesinden muaf değil.

Bunun son örneği oldukça ucuz ama bu ülke geneline yayılan bir ucuzluk.

Boğaziçi Üniversitesi alımı yapılacaktır.

Bu işe alım için bir komisyon kurulur.

Sizce komisyon kimi işe alıyor?

Komiserin kardeşi.

Diken’in haberine göre, isim olarak diyelim, İşe Alım Komisyonu üyesi Soner Melih Kural’ın kardeşi Umutcan Kural.

Umutcan Kural’ı tanımıyorum.

Belki de harika bir adamdır. (Sanmıyorum ama…)

Hala değil.

Herkesin gözünün üzerinizde olduğu bir kurumdaysanız, zaten tartışılıyorsanız, sizi oraya atanan siyasi irade eleştiriliyorsa ve bu atama ile risk aldıysanız kardeşinizi işe almazsınız.

Ağabeyin bu göreve layık olabilir mi bilmiyorum.

Ama “Kardeşim bu işe başvurma ki sen de benim adım da lekelenmesin” dersen ve hatta onun başvurmasını bile engellemiş olursun.

Hayır, yine de başvurursa işe alınmazsınız.

Bu, namuslu, şerefli ve haysiyete düşkün insanların yaptığı şeydir.

Şimdi bazıları, “Görgü sahibi olmak karın doyurmaya yetmez” diyecek.

Tek tek bakarsanız doğrudur.

Ancak kaba olmak aslında bir ulusun aç kalmasına neden olur.

Özellikle Bire Bir Bilim programı sayesinde gençlerle mükemmel bir iletişimimiz var.

İletişim kanalımızda onlardan çok sayıda e-posta alıyoruz.

Hepsini okudum ve çoğuna cevap vermeye çalıştım.

Buraya gelen e-postalar bugünlerde oldukça yoğun.

Ve çoğu “vatan sorunu” ya da genel olarak barınma ile ilgili.

Ve çok yaygın bir soru var.

“Kabul kriterleri nedir?”

Çünkü benimle iletişime geçen gençlerin çoğu hem Kredi Yurtlar Kurumu’na hem de İstanbul Büyükşehir Belediyesi yurtlarına başvurdu.

Hepsi başvuru şartlarını yerine getirmiş ve başvuru kriterlerini karşılamıştır.

Ve hepsi her iki tarafça da reddedildi.

Yurt ve yer sıkıntısının farkındalar ama bu meraklarını gidermeye yetmiyor.

Merak ettikleri şu:

“Yurtların dağılımı nasıl, yurtlara kimlerin yerleştirileceğine kim ve neye göre karar veriyor?”

Çünkü aynı durumda olan öğrencilerin bir kısmı yurtlarda yer bulabilmekte, bir kısmı ise ret cevabı almaktadır.

Türkiye’nin 3. büyük şehri, en sevdiğimiz şehirlerden biri olan İzmir’in düzgün bir opera binası yoktu.

Yıllarca İzmir’i görmezden gelen merkezi yönetim, bu güzel şehre opera binası yapmayınca iş yerel yönetimlere düştü.

Önce proje yarışması yapıldı, yarışmayı çok güzel bir proje kazandı.

İzmir Büyükşehir Belediyesi ise 2018 yılında İzmir Opera Binası’nın temelini attı.

İzmir’in simgesi olacak Mavişehir’de deniz manzaralı binanın inşaatına başlandı.

Operanın 2023 yılında tamamlanması ve Cumhuriyetin 100. yılında açılması planlanıyordu.

Maalesef inşaat yeterince hızlı ilerleyemedi ve bugüne kadar yüzde 45’i tamamlandı.

Ve şimdi bu binanın işlevinin değiştirilmesine karar verildi.

Opera binası artık “Yaşlı Bakım Evi”ne dönüştürülmüştür.

Üzgünüm dedim.

İzmir Operası’nın yapımına başlanan ve neredeyse yarısı tamamlanan anıtsal bir yapı nasıl olur da yaşlılar için huzurevi olur!

Koskoca İzmir nasıl bir bina inşa edemez veya bitiremez?

Akıllara durgunluk vermiyor.

Sayın Tunç Soyer, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı.

İzmir’e böyle bir kötülüğü nasıl yaparsın!

Gerekirse Kültür ve Turizm Bakanıyla görüşün, olmazsa İzmir’in birçok sanatsever zenginliklerini bu işe dahil edin, olmazsa İzmirlilere yalvarın.

Ama lütfen o binayı bir opera olarak tamamlayın.

Bir düşünün, siyasi rakibiniz o binayı operadan yaşlılar huzurevine çeviren parti olsa ne derdiniz, ne yapardınız!

Utanç verici bir suçlamayla soruşturması başlatılan Savcıya üç aylık meslek yasağını eleştiren yazımla ilgili olarak HSK şu değerlendirmede bulundu:

HSK sorunun farkına vardığında soruşturma başlatır. Müfettiş tayin eder. Müfettiş ön raporunda görevden uzaklaştırma tedbiri talep ederse, HSK üç ay süreyle görevden uzaklaştırma tedbiri uygular. Bu süre 2 ay daha uzatılabilir. Bu süre zarfında idari soruşturma devam eder. Daha sonra ana raporla birlikte kurul disiplin cezasına karar verir. Adli soruşturma ve süreç de yürütülmektedir. 2802 sayılı Kanun’un 77. maddesinde ayrıntılı açıklama bulunmaktadır. Tedbir nihai ceza olmayıp maddeden anlaşılmaktadır.

HSK’nın değerlendirmesi doğrudur.

İtirazım yok.

Ama kanaatimce bu tedbir 3 ay süreli olmalı ve gerekirse uzatma kararı ile değil, “soruşturma tamamlanıncaya kadar”, dava açılmışsa “dava sonuçlanıncaya kadar” uygulanmalı ve uygulanmalıdır. .

Gerekirse kanunda bu yönde değişiklik yapılması kamu vicdanı açısından gereklidir.

Politikacı hatasını gösteren bürokratı sevdiğinde onu desteklemez.

Leave a Comment